Ülkeme Yağmur Yağdığında

Bir büyünün eteğinden sarkar damlalar. Işıltısında keder ve sevinçli gelişiyle yorgun bir çığlıkla düşer şakağına toprağın,  her damlası yağmurun. Bir şarkının izini yüzüne sürüp sesini kuşanarak toprak kokusunu paylayarak bırakır, kutsallığında anılarımıza en duru canlılığı sunarak her damlası yağmurun.

Ben, sen, hepimiz kendimizden göçeriz. Yüreğimiz, gözlerimizin önünde yağmurun ateşinde erir. Ve tatlı bir tebessümle bu acımıza teslim oluruz. Kendimizden göçeriz işte,  adamdan saymayarak pasaportu,  sınırları, ırkları… her yağmur yağdığında. Bir tarihi sırtlayarak insanlığın güzelliğe yeminli bütün haliyle içimizi kulağımıza fısıldayıp her dilden bizi, anı, yarını ve günahlarımızı ayrıştırıp akar dalgınlığımızda.   Ve en cesur halimizle çocuk kalbimizi buluruz, sımsıkı sarılarak, her yağmur yağdığında.

Yağmur yağıyor, düşlerimizde susuzluktan titreyen nehirlere bulaşarak.

Ruhlarımız uykudan yeni uyanmış bir bebeğin tatlı uyanışı misali parıltılı bir bir huzurun güneşinden ıslanıyor. Başımı pencereye dayamış yağmurun deliliğiyle sarmaş dolaş sokakları seyrediyorum. Ellerimde buğusu gibi uçup havaya karıştığım sıcacık bir bardak çay.  Cama değen kirpiklerim tutuşuyor dalgınlığımın harflerinde. Bir ressamın fırçasında asi bir rötuş, şairin keskin kaleminde kökleri ışıltı hızıyla büyüyen Kürtçe bir çığlık…

Çıplak ve yalansız bir dağ…

Yalnız ve yorgun ama korkusuzca göğsünü germiş ovalar.

Ölmekten korkmamış kentler..

Vuruldukça adıyla çoğalan sokakları oluyorum ülkemin, her yağmur yağdığında.

Hüznün elleridir yağmur.

Hasret ve sevgiyle okşar saçlarını özgürlüğümün.

rain_dance_by_curlytops

Ranzandaysam tavana dikilmiş gözlerimle yıktığım duvarların ardındayım. Sarhoş bir voltada yayından fırlamış bir ok gibi, ertelenmiş yarınlar neredeyse ben oraya düşerim. Bağrımda yeminlerim, yaralanmış mektuplarım, yağmalanmış şiirlerim, dilimde bütün adları yitirdiklerimin, sevdiklerimin. Her yağmur yağdığında, umudunu demleyen bir inatla çıkarım havalandırmaya.

***

Her damlasını sevdim yağmurun

Sevdim ıslattığından saçlarını

Ilık

Ve tatlı

Rengim yok diyorum gör beni

Yapraklarına sardım yeşilliğimi

Tuzla buz ettiğim aynanın sırrında günahım

Suç benimdi

Bedel senin

Bu yüzden kederinde ölürüm

On sekizine girmeyecek düşlerimde

Seni görürüm

Canımın içi seni

****

Gözleri ömrün köprüsüne uğramayan körpe çocuklara kıyılır. Ve utanmadan sıkılmadan bir zaferin paragrafına sıkıştırırlar. Bir günahsızlığı suçlarının göğsüne takarlar madalya diye böbürlenerek. ‘Kirli bir sel’  gibi akarak okurlar kendilerini ve sonra yağmur yağar, bütün kötülüklerine sövüp sayarak, ama biz, bize ağlayarak.

Sevginin dizlerine başımı bırakıp ve aşk tanıklığında yumarım gözlerimi… Küçük bir çocuğun acemice yaptığı kâğıttan bir gemi gibi düşerim sularına katıksız mutlulukların. Ve sonra kaybolurum her damlasında yağmurun.

İki elimde bir demet ateş… Asılı durmaktan usanmayan yıldızların görkeminde ve en heybetli yerlerdeyim.

Sırılsıklam saçlarım mürekkebi dağılırken bile okunaklı ideallerimin yanı başında geceye yayılmış o çoğul ve bitmez varlığını, konuşacağına inandığım ülkemi seyrediyorum. Ülkeme her yağmur yağdığında…

Konuk yazar: Firat Penaber

Etiketler: , , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: