Oruç Tutmanın Sağlığa Etkileri Neler?

tr_16141 Prof. Dr. Asaf Ataseven Hocamız uzun yıllar başhekimliğini yaptığı Vakıf Gureba Hastanesi’nde vefat etti.Biz de vefatı öncesi yazmış olduğu oruç tutmanın İslamiyet’e göre sağlığa etkisini konu alan yazısını yayınlıyoruz.Çok güzel bir yazı ve çoğu sorulara cevap bulabileceksiniz.Allah ondan ebeden razı olsun, ailesine de sabır versin.Yazıyı devamında okuyabilirsiniz.

Oruç, İslâm’ın şartlarından biridir. Müslümanlar bütün ibadetlerinde olduğu gibi orucu da bir faide mülahaza etmeden tutarlar. Ancak ilâhi emirlerin insanlara faideli, yasakların da zararlı olduğu dikkate alınırsa, Allah’ın emir ve yasaklarının hikmetlerini düşünmek ve araştırmak imânı artırıcı bir faktör olarak düşünülebilir.
Oruç, sosyal, ahlakî, irade ve nefis terbiyesi gibi çeşitli faideleri olan bir ibadettir. Ama tıbbî açıdan ele alınırsa koca bir yıl durmadan çalışan mide ile birlikte tüm sindirim sisteminin, bir istirahate sevkedilmesi ve insan vücudunun bir tasfiyeye tabi tutulması kabul edilebilir. Gerçekten günlük hayatta sindirim sisteminde diğer organlara göre hastalık oldukça sık görülür. Kaldı ki tıka basa yemenin sadece sindirim sistemi hastalıkları bakımından değil, diğer organların bilhassa şişmanlık, kalb ve damar hastalıkları, şeker hastalığı, tansiyon yüksekliği bakımından çok önemli olduğu bugün artık çok iyi biliniyor.
Görülüyor ki müslümanların orucu tıbbî yönden çok önem taşıyor. Ama şimdiye kadar oruç tıbbî yönden ele alınmamış bilhassa oruçlu insanın fizyoloji ve psikolojisi araştırma konusu yapılmamıştır.
ORUÇ BİR PERHİZ DEĞİLDİR
Perhiz bir kimseye hastalığı sebebiyle belli gıdaların yasaklanmasıdır. Meselâ midesinde ülser olan bir şahsa biberli, baharatlı gıdaların; damar sertliği olan bir kimseye hayvanî gıdaların yasaklanması gibi; oruç belirli saatler arasında gündüzün yeme ve içmeyi, cinsel arzuyu terketmektir. Burada diğer dinlerdeki meselâ Hıristiyanların etsiz ve yağsız; Yahudilerin hamursuz, Brahmanların yalnız meyve yeme ve süt içme perhizlerinin aslının bir oruç olduğu söylenemez. Kaldı ki bunlar perhiz de sayılmaz. Zira perhiz hastalara tavsiye edilir; tabiatıyle oruç da sayılmaz. O halde İslâmdaki oruç tam ve kâmil anlamda bir oruçtur.
ORUÇ BİR ZAYIFLAMA KÜRÜ DEĞİLDİR
Gerçekten oruç bir zayıflama kürü de kabul edilemez. Zayıflama kürü fazla kiloları vermek maksadı ile bilhassa karbonhidratlı gıdaları günlük gıdalar arasından çıkarmaktır. Zayıflama her devirde konu edilmiş; hatta zaman zaman moda bile olmuştur. Bugün daha çok hanımların daha genç görünmek maksadı ile zayıflamaya çalıştıklarına; bir de şişmanlık ya da hastalıkları sebebiyle doktorların bazı şahıslara zayıflama kürü uyguladıklarına şahit oluyoruz.
Biz bu şekilde zayıflamak isteyenlere şayet ciddi bir rahatsızlıkları yoksa Hz. Nuh (a.s.)’ın bütün yıl hergün, ya da Hz. Davud (a.s.)’ın orucu gibi bir gün yiyip bir gün tutmak şeklinde oruç tutmalarını tavsiye ediyoruz. Böylece hem fazla kilolarını verip sıhhatlerine kavuşur hem de ibadet etmiş olurlar.
ORUÇ BİR AÇLIK VE KITLIK HALİ DE DEĞİLDİR
Bazı kimseler bilhassa hekimler zaman zaman ve haksız olarak orucu itham etmişlerdir. Kendileri oruç tutmadıkları gibi başkalarına da “Oruç tutma, günahı bana” diye oruçtan men etmeye çalışmış; hatta orucu boşuna bir açlık telakki ederek oruç tutan kimselerin zayıflayacağını iddia etmişlerdir.
Müslümanların orucu açlık grevine de benzemez. Açlık grevi yapan şahısların uzun süre gıda almamaya bağlı olarak zayıfladığı ve hastanelere kaldırıldığı malumdur. Sağlıklı olan kimselerde oruç halinde böle bir durum müşahade edilmemiştir. Hastalığı olan kimseler zaten oruç tutamazlar.

HASTALIKLAR VE ORUÇ

Şimdiye kadar oruç ibadetinin ülser hastalığı ile ilişkisi olabileceğinden söz edilmiştir. Gerçekten mide ve bilhassa oniki bağırsağında ülser olan kimseler oruç tutunca şikayetleri artabilir. Burada oruç bir açlık periyodu olarak tesir gösterir ve mevcut bir ülserin ortaya çıkmasında bir teşhis vasıtası olabilir. Fakat bu hiçbir zaman oruç ülser hastalığına sebep olmuştur şeklinde mütalaa edilmemelidir. Zira açlık, ülser sebepleri arasında zikredilmemiştir; hayvan deneyleri de bunu ispatlar nitelikte değildir. Bugün ülser hastalığının muharriş gıdalar ile birlikte daha çok mide asit ve pepsin ifrazına bağlı bir bünye hastalığı olduğu kabul edilmektedir. Son yıllarda midede bulunan Helikobakter adında bir mikrobun ülser oluşumunu kolaylaştırdığı kabul ediliyor.
O halde oruç sağlıklı kimselere zararı olmayan aksine tıbbî, sosyal, irade ve nefis terbiyesi gibi faideleri olan bir ibadettir.

ORUÇ BİR TEDAVİ METODU TELAKKİ EDİLEBİLİR Mİ?

Oruçlu insanın tıbbî yönden incelenmediğini yukarıda ifade etmiştik. Bu konuda bilgilerimiz noksandır. Ancak bugün orucun başka şişmanlık, damar sertliği, tansiyon yüksekliği gibi hastalıklarda bir tedavi metodu hatta bu hastalıkları önleyici olarak telakki edilebileceği söylenebilir. Zira bu hastalıklar çok yemeye bağlı olarak ortaya çıkıyor. İslâm Peygamberi (s.a.) bir Hadis-i Şeriflerinde “çok yiyip içenin kalbi yorulur” buyurmuşlardır. Bu Hadis-i Şerif çok yiyip içenleri, yukarıda ifade ettiğimiz şişmanlık, kalb ve damar hastalıkları ve tansiyon yüksekliği gibi hastalıklara yakalanabileceğini ifade ediyor. Bugün hekimler bu tip kimselere zayıflama kürleri ve bazı ilaçlar tavsiye ederler. Halbuki bu kimseler oruç tutmuş olsalardı sağlıklı olurlardı. Bir Hadis-i Şerifte İslâm Peygamberi (s.a.) “Oruç tutunuz sıhhat bulursunuz” buyurmuşlardır. Görülüyor ki oruç adı geçen hastalıklara karşı koruyucu bir tesir gösterdiği kadar bir tedavi aracı da olabiliyor.
KİMLER ORUÇ TUTMAMALI
İslâm dini hastalık, yolculuk ve kadınlarda belirli mazeretler (adet, gebelik, emzirme) haricinde sağlıklı kimselerin oruç tutmasını emrediyor. Önce hastalık halini tarif etmek gerekiyor.
Hastalık, insanın hayatî fonksiyonlarının muntazam şekilde seyir etmemesi veya etraftan gelen uyarılara cevap verilmeme hali olarak tarif edilebilir. Hastalık, oldukça ciddi ve tedavi gerektiren bir durum olabileceği gibi basit bir rahatsızlık da olabilir. Bu ayırımı yapmayı yani oruç tutup tutmaması gereken kimseleri ayırmayı İslâm “Tabib-i Müslim-i Hazık, Müslüman Mütehassıs Hekim”e bırakmıştır. Tabiatıyle rastgele bir kimseye danışarak oruç tutmamak Allah katında o şahsa manevî mesuliyet yükler;
Oruç tutmamayı gerektiren hastalıklar şöyle özetlenebilir:
1- Tedavisi gayrikabil ya da ciddi bir hastalık sebebiyle bir ameliyat geçirmiş ve mutlaka beslenmesi gereken hastalıklar… Bu gruba tüm kanserli ve önemli ameliyat geçirmiş hastalar dahil edilebilir.
2- Devamlı ilaç kullanmayı gerektiren ağır kalb, böbrek, karaciğer hastaları, ağır şeker hastalığı olan kimseler.
3- Şiddetli ağrılı hastalıkları sebebiyle ilaç kullanması gereken kimseler, ülser hastalığı ve diğer sancılı hastalıkları olan şahıslar.
4- Mevcut bir hastalığın oruç sebebiyle daha ağırlaşabileceği ya da sıhhatin bozulacağından endişe edilen hastalıklar, tüberküloz ve diğer ateşli hastalıklar gibi.
5- Akıl hastaları mükellef olmadıklarından, çok düşkün ihtiyarlar fidye vermek suretiyle oruç tutmazlar.
Yukardaki dört guruba giren hastalıkların son ikisi hastalıkları iyileşince doktora danışarak oruç tutabilirler; ilk iki guruba giren hastalar hayatları boyu çok defa oruç tutamayacaklardır. Bunların da fidye vermeleri gerekir.
ORUÇ VE BAZI TIBBÎ KONULAR
Orucun bozulmasından prensip, vücuda bir şeyin (ilaç, gıda v.s.) dahil olmasıdır. Bu açıdan bakılırsa aşağıdaki tıbbî hususların orucu bozacağı düşünülebilir:
– Göze, buruna ilaç damlatmak
– Gargara yaparken boğaza su kaçırmak
– Macunla dişleri fırçalamak
– Aşı yaptırmak
– Cilt altı, adale içine ve damara yapılan injeksiyonlar
– Damara serum zerki ve kan nakli
– Makat içine ya da kadınlarda hazneye tatbik edilen merhemler, fitiller
– Vücudun herhangi bir yerindeki yaraya yapılan pansumanlar
– Makat ya da kadınlarda hazne yolu ile yapılan doktor muayeneleri
– Makat yolu ile yapılan lavman ya da hazne yolu ile yapılan lavajlar
– Mesaneye sonda konulması
– Denizde ağız ve burundan boğaza su kaçması.
Orucu bozabilecek bu konular hakkında hüküm verecek kimselere bilgi vermek ve vücudun dahiline girildiğini belirtmek maksadı ile yazılmıştır. Yukardaki işlemleri yaptıracak kimseler şayet hasta iseler zaten oruç tutmazlar. Ama bunların mutlaka yapılması gerekiyorsa iftar ya da sahur vakitlerinde tatbik edilmesi daha ihtiyatlı bir hareket olur. Bununla beraber;
– Misvak kullanmak
– Sürme çekmek
– Sıcakta başa su dökmek veya banyo yapmak
– Kan aldırmak
– İstemeyerek kusmak
– Ağız ve buruna su çekmek
– İhtilâm olmak gibi hususların orucu bozmadığı kabul edilir.
ORUÇ NASIL TUTULMALI?
Bir çoğumuz oruç tutmayı bilmiyor ya da pekçok hatalar işliyoruz. Evvela mutlaka sahura kalkıp hafif daha doğrusu kahvaltı şeklinde bir şeyler yemeli. Sahur oruçlu için bir beslenme vakti olarak seçilmiştir. Sahurda yemek yiyen kimse hemen yatağa girmemeli. İmsaktan sonra evinde, daha makbulu camide sabah namazını kılıp öyle yatmalıdır. Zira sahurda yemeği müteakip hemen yatanlar sabahleyin uyanınca kendilerini bir hoş ve midelerinin üzerinde bir ağırlık hissederler. Bu orucun sebep olduğu bir hal değildir; başka günler de yemekten sonra yatan kimseler bunu müşahede ederler.
Oruçlu gündüz sadece midesini boş bırakan kimse olmamalıdır. Eline, diline ve diğer azalarına da oruç tutturarak kâmil manada oruç tutmalıdır. Oruçlu insanın işini hafifletmesi gerekmez. Aksine günlük mesaisini daha verimli olarak yapabilir. Ancak işi çok ağır olanlar biraz hafifletmelidir.
İftar sofrasında da hatalar işlenmektedir. Sigara tiryakileri sigaraya, bazıları bardak bardak suya kanmaya çalışır; bazıları da mükellef sofralarda üç öğünlük yemek yerler.
İftarda yapılması gerekenler şu olmalıdır:
Oruç “iftariye” adı verilen peynir, reçel vs. ile açıldıktan sonra akşam namazını kılmak, daha sonra hafif bir yemek şeklinde tutulmalıdır. Aslında “iftariye” olarak yenilen gıdaların bir iftar yemeği olabileceği düşünülebilir. Bu yapılabiliriz daha sıhhatli olmak mümkündür; ama mutlaka yemek yeniyor. Hakikatte yemek konusunda İslâm’ın Yüce Peygamberi (s.a.) buyuruyor ki:
“Sofradan doymadan, daha yemeye iştahınız varken kalkınız. Bir insana kuvvetini devam ettirmek için pek az yemek yeter. Eğer fazla yemesi gerekiyorsa midesinin üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini de nefes almaya ayırmalıdır”
Bu tavsiyenin sadece diğer günler için değil, Ramazan günleri için de geçerli olduğu söylenebilir. Tabiatiyle yemekten sonra kılınacak teravih namazı hem yenilen gıdaların hazmı hem de hareketlilik aynı zamanda bir ibadet olmaktadır. Ancak bu ölçüler içinde oruç tutulduğu takdirde oruç, gayesine ulaşmış olabilir.

Prof. Dr. Asaf ATASEVEN

Reklamlar

Etiketler: , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: