Acıyı Gören İnsan Başkasını Acıtmaz!

Çok eski bir yaşam diyalektiği olan göç, günümüz insanını o kadar savuruyor ki, yaşamı nerede ve nasıl yaşayacağını kestiremeyecek durumda bırakıyor. Ve tabii ki nelerle karşılaşacağı, kimlerle tanışacağı, gideceği sosyal yapıya ne kadar ayak uyduracağı ve kendisinden neler bulacağını bilemez durumda.

Göç: Dini, iktisadi, siyasi, sosyal ve diğer nedenlerden dolayı insan topuluklarının bir yerden başka bir yere gitmesi olarak formüle ediliyor. Fakat işin Türkiye boyutunda göç olgusu ise; bir tür sürgün etme, göç ettirme, yerinden yurdundan, köyünden etme olarak karşımızda duruyor. Göç, tanımda belirtildiği gibi kendi isteğiyle bir yerden başka bir yere gitme değil, silah ve yakma zoruyla sürme-göç ettirmedir.

Bugünlerde çıkan ve Göç Edenler Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği(GÖÇ-DER) öncülüğünde çıkan “Göç Hikâyeleri” adlı kitap uzun bir çalışma, araştırma ve derleme sonucu büyük bir emeğin ürünü olarak yayınlandı. İlhan Bal’ın koordinatörlüğünü üstendiği ve Bahar Öcal Düzgören’in danışmanlık yaptığı proje-kitap Global Dialogue’nin katkılarıyla hazırlanmış. Kitap 1984-1999 yılları arasında geçen dönemde Kürt bölgesinde yaşanan “Düşük Yoğunluklu Savaş” sürecinde zorunlu göçe maruz kalan insanların öykülerinden oluşuyor. İlhan Bal, Bahar Öcal Düzgören, Namık Kemal Dinç, Melek Toptaş Kömürcü, Ayhan Işık, Serhat Bozkurt, Abdullah Arı ve Mîrza Korkmaz’dan oluşan sekiz kişilik ekip Türkiye’de yaşanan yirmi yıllık zorunlu göçü çok açık bir şekilde, canlı şahitleriyle gözler önüne seriyor. Okuyucuya bir tokat gibi gelen bu geriye dönülmez acılar ve benlikte bırakılan sonsuz ruhsal ve psikolojik sarsıntıyla beraber, tarihe bir dipnot düşülüyor bu kitapla.

GÖÇ VE YAŞAM KALİTESİ

Türkiye’de cumhuriyetin kuruluşundan günümüze değin yaşanan ve yaşatılan acıların büyük bir çoğunluğunun nedeni zorla göçtür. Ülkede yaşayan başta Kürtler, Ermeniler ve Rumlar sonsuz göç trajedilerin kurbanı olmuşlar ve hala oluyorlar. Bu göçler esnasında yaşamını yitirenlerin yanı sıra, yurtdışına sürgüne gönderilenler, metropollerde işsiz kalanlar, bataklığa sürülenler, yaşanılan olumsuz yaşam koşulları, bunlardan sadece birkaç tanesidir. Zorunlu göçün büyük bir çoğunluğu istemeyerek de olsa sürüldükleri farklı bir kültürün içinde eritilmeye çalışıldı. Sistem ve basın ise bu göç nedeniyle şehirlere zorunlu olarak kümelenen insanları bir tür suç makinesi gibi lanse etse de, aslında kendini ve yaşanılan şehri uçurumun kenarına getirdiğinin açık bir resmidir. İstemeyerek doğdukları topraklarından koparılan insanların göç sonrası nasıl bir kültürel duygu ve yaşam kalitesi içerisinde olduklarını daha yakıcı ve gerçekçi bir bakışla anlatan ve hazırlanan kitap, aynı zamanda yaşanılan trajedilerin belgelenmesi olarak da değerlendirilmelidir.

BİLİNMEYEN YAŞANMIŞLIKLAR

Kitapta, röportaj şeklinde yapılan mülakatlarda göç sonucu fiziksel ve ruhsal olarak yaralanan insanların trajik öyküleri aslında en dramatik filmlere ve romanlara konu olabilecek türden. Bir bütün olarak çoğunlukta Kürtlerin yaşadığı yerleşim alanlarından zorla göç ettirilmeleri kitabın çıkış noktasını oluşturuyor. O kadar yakıcı bir gerçeklikle anlatılmış ki, insan-göç öyküleri, okuyucuyu bilinmeyen ve dillendirilmeyen bir gerçekliğin yakıcılığıyla yakalıyor. İlk öyküde anlatılan ve yaşanan acılarını dillendiren R.A, köye askerlerce yapılan baskıyı ve köyde her yaştan insanların evlerinde olduğu sabaha doğru bir vakitte, ağır makineli silahlarla bombardımana tutulduğu anı anlatıyor. Ve o esnada beş yaşındaki bir çocuğun asker bombalamasında parçalandığını anlatan an, R.A’nın işkenceden sonra kesilen iki ayağı ve daha birçok yaşanmış trajik durumlar göçün en temel nedeni olarak anlatılıyor.

YÜZLEŞME ZAMANI

Yakılan, yıkılan ve boşaltılan binlerce Kürt köyünden dolayı defalarca AİHM tarafından mahkûm edilen Türkiye, hala yaptıkları ve yaşattıklarıyla yüzleşmemiş. Yüz binlerce insanın evinden, köyünden sürülmesi ve kimisinin ölümüne, kimisinin sakat kalmasına ve kimisinin ise, asimile edilmesi sanırım yeterince yaptıklarıyla yüzleşmesine neden teşkil ediyor. Kitap tam da bu gerçeklikleri gözler önüne seriyor. Kitapta anlatılanlar yüz binlerce yaşanan öyküden sadece birkaçını oluşturuyor. Göç Hikâyeleri kitabında şu gerçek insan öyküleri yer alıyor; “Acıyı gören insan başkasını acıtmaz”, “Hep oranın rüyalarını görüyorum”, “Bir yaprağı yerde görsem, diyorum yazıktır, kimse basmasın”, Yaşam karşısında, tarih karşısında, toplum karşısında verilmeyecek hiçbir hesabım yok”, “Bu ülkede artık insanlar, anneler ağlamasın”, “Biz kime şikayet edeceğiz?”, “Ömrüm boyunca hep şiddete mi maruz kalacağım?”, “…O acıları yaşayarak büyüdük. O acılarla hala yaşıyoruz”, “Bu dünyanın güzelleşmesini, kardeşliğin olmasını istiyorum”, “Çocukluğumuzu tam olarak yaşayamadık”, “Her şey gerçekten çok zor idi”.

Göç Edenler kitabı şu adresten temin edilebilir; GÖÇ-DER/Göç Edenler Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği, Halıcılar Caddesi, Uğur Saray Apartmanı, No: 92/15 Fatih/İstanbul/Türkiye. Telefon: 0212 635 61 22. E-mail: gocder1@hotmail.com.
Aydın Orak

Etiketler: , , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: